Follow by Email

20 Kasım 2015 Cuma

Dilene Dilene Kazananlar

''Sen şuraya geç. Bitince arkadan çıkacaklar; o yüzden siz de arka tarafta bekleyin çocuklar.''

Poşetler hazırlanır, kaşlar aşağı,surat yukarıda, tekdüze ama yüksek bir tonlamayla bağırılır:

''Allah rızası için bir yardım abiler! ''

Ön tarafta ise hummalı bir çalışma... Yüze oksijen maskesi takılır, ayaklar çıplak, kafada boneler. Bildiğiniz prodüksiyon yani. Ve işte geliyorlar.

''Çok zor durumdayız. Allah size uzun ömür versin''

Çocuklar geliyorlar şimdi de, koşaradım... ''Nolur abi nolur''


Bir de yeni çıkanlar var. ''Cemaatimiz Kuran Kursu'nda okuyan talebelerimiz için yardım lütfen. '' İki takke, bir cübbe. Hee bir de bisküvi kutusu.

Tüm bunlar İstanbul'un 39 ilçesinde, her cuma namazı sonrası yaşanıyor. Panayır yerine döndü ibadethaneler. Kalabalıktan dışarda namaz kılıyorsunuz bazen.Tam elinizi kaldırıp, af dilemeye başlıyorsunuz ama araya karışan sesler kimyanızı bozuyor. Daha doğrusu zincir kırılıyor. Siz Allah'tan istemeye başladığınız da, sesler birbirine karışıyor: ''Allah rızası için yardım'' Siz Allah'tan, dilenci sizden! Töbe töbe...

Son zamanlarda sayıları hiç olmadığı kadar arttı, 20'li yaşlarda delikanlılar da ucuza kaçmaya başladı üstelik ! 'Açım' pankartıyla sessizce oturanlar, tekerlekli sandalyeye oturtulanlar, techizatlılar, sadece para isteyenler. Çocukları ve kadınları örgütleyenler,neler neler...

Ve tüm bu duruma sessiz kalanlar. Cebindeki bozukluklardan ''yardım'' yoluyla arınanlar. Sahi siz hiç dilenciye banknot veren gördünüz mü?

Dilencilik ciddi bir pazar oldu ve her cuma memleketin dört bir yanında kayıt dışı devam ediyor, müdahale eden ise maalesef yok. Küçük semtlerde cemaatten fazlaya ulaşan sayıları ile dilencilerle mücadeleye çağırıyorum herkesi.Camiinin,sükunun aurasını bozan bu görüntü ve ses kirliliğininden arınmak gerek. Bozuk paralar için de başka bir formül tabii...

19 Kasım 2015 Perşembe

Bırakın Vicdanınız Konuşsun

Kalabalıklar kördür.Ancak birbirine temas ederek ilerleyebilir.O nedenledir ki; iki kişi yan yana gelince hak iddia etmeye başlarlar. Haksız olduklarını bile bile. Vicdanlarının sesi kulaklarına gelmesin diye, iki kişi yan yana gelir. Ve avazları çıktıkları kadar bağırmaya başlarlar birbirlerine. İnanmadıkları cümlelerle...

Oysa cesaret insanı zafere götürür. Gerçekten hak varsa ortada zafer kaçınılmaz olacaktır.Oysa korkaklık insanı ölüme götürür. Ve bir korkağın en büyük cesaretini bir başka korkak verir. Yan yana gelmek maddi bir hata olur işte.

Bazıları haklı sebepler ararlar,kendi ayıplarını örtmek için.Sağa sola çarpar;kırar dökerler.Suçluluklarını itiraf edemedikleri için.Günahlarından öyle utanır,öyle utanırlar ki,ilüzyona sığınarak unutmaya çalışırlar. Hesap vereceklerini bal gibi bilirler de,ölmek hiç istemezler işte. Ve başlarına gelecek felaketin sadece suçlarıyla karşılaşmak olmadığının farkındadırlar.

Güneşin ikindi vakti gibidir sarıldıkları mazeretler,ürettikleri yalanlar.Gölgesi uzun ancak zamanı kısa... Ve adaletin terazisi çok hassastır.Bunu bilene artık kolay uyku yoktur...

17 Kasım 2015 Salı

Kendine Müslümanlar

Çağrı filmini hatırlar mısınız? Mutlaka izlemişsinizdir.Filmde en sevdiğim sahnelerin başında gelir.Habeş Kralı’nın önünde ‘mahkeme’ kurulur. Bir yanda müslümanlar,diğer tarafta müşrikler.Habeş Kralı içeri girer;müslümanlara sert bir bakış atar.Tahtına geçip asasına vurduğunda herkes eğilmeye,o bilindik saygı hareketini yapmaya başlar.Çünkü kralın kuludurlar.Müşrikler de eğilirlerken müslümanlar için şu söz dökülür ağızlarından:

‘’Eğilmediler.İsyankar ruhları,başlarını yiyecek’'

Duruma bozulan Habeş Kralı müslümanlara sorar:

‘’Siz peygamberinizin önünde de eğilmez misiniz ?''

Cevap aynen şöyledir:

‘’Hz. Muhammed (SAV) bir insan;biz Allah’ın önünde eğiliriz''

Şimdi, tarikat odalarında şeyhlerinin eteklerini öpenler için; huzuruna çıktı diye hüngür hüngür ağlayanlar için;belini iki büklüm yapa yapa el öpme sırasına girenler için ve tüm aklı evveller için diyaloğu tekrar yazıyorum.

‘’Siz peygamberinizin önünde de eğilmez misiniz ?''

Cevap aynen şöyledir:

‘’Hz. Muhammed (SAV) bir insan;biz Allah’ın önünde eğiliriz''

Kendine müslümanlar iyi işitmişlerdir umarım.




16 Kasım 2015 Pazartesi

Cem Yılmaz ve Cüce Komedyenler

Zeki adam Cem Yılmaz.Türkiye'deki meslektaşlarının aksine,komedinin çok ciddi bir iş olduğunun da farkında. Bunu yazdığı,oynadığı,yönettiği her filmde ısrarla gösteriyor. Ali Baba ve 7 Cüceler de her şeyden önce gerçek manada bir komedi filmi. Bu az buz bir şey değil.Malumunuz, türünün diğer örnekleri sinema salonundan çok evde seyredilen,gişesi düşük sosyal medya efekti yüksek filmler. Çünkü sanat başka bir şey ve bunu en iyi bir sanatçı bilir ! Cem Yılmaz gibi...

Ali Baba ve 7 Cüceler'i izlerken, yine hangi zeka ürünü esprilerle karşılaşacağım diye sorgulamaya başlamıştım ki, erkenden teslim oldum.Sosyal medya dilinde veya jargonunda 'kıl' olduğum ne kadar mesele varsa hepsini 'Ti'ye almış Cem Yılmaz. Ama neler neler...Detay istemeyin,izleyin derim.

'Konuşabilmek ile konuşmayı bilmek arasında önemli fark vardır. Mesela çoğu insan ikincisini bilmez' der Cemal Süreyya. Hem bu sözle, hem de  sözün sahibiyle alakalı müthiş göndermeler benden size ipucu olsun.

Bir yandan gülümsediğim bir yandan komedi filminin ciddiye alındığını her daim gösteren sahne ve çekim teknikleriyle etkilendiğim anlarda, ezeli rakiplerine göndermelerini de kaçırmamaya gayret ettim. (Bana göre ezeli bir rakibi yok;rakipsiz.Ancak magazin dünyası işte). 'Osurukla adam güldürmek mesele değil' mesajı, 4.sınıf komedi şeklinde laf sokmaları gibi tekniklerle kocaman bir saygıyı hak ettiğini gözümüze gözümüze sokuyor Cem Yılmaz.

Film biraz uzun evet, bazı sahneler olmasa da olurdu kabul. Ancaaakk. Sinemayı seven,ona emek veren ve güldürmek için uğraşan-kolaya kaçmayan- bir filmin sizleri beklediği de gerçek. Klişelerle dalga geçen, ülkenin 'mozaik' söylemini tiye alan, siyasal esprileyile kendisine yöneltilen eleştirilere cevap veren usta komedyenin Ali Baba ve 7 Cüceler'i kesinlikle izlenmeye değer bir film. 

30 Ekim 2015 Cuma

Aziz Yıldırım ile 15 Gün Çalışamam

Ufuk Kaan KaracanGenel bir değerlendirme ile başlayalım isterseniz. Lig maçlarını takip ediyorsunuz. Galatasaray karışık görünüyor, Beşiktaş ise işlerin en yolunda olduğu kulüp. Fenerbahçe mesela; elinizde bu kadar güçlü kadro olacak, bu kadar önemli yıldızlar olacak ve ne olduğu belli olmayan bir oyun ortaya koyacaksınız…
Yılmaz Vural: Türkiye’de oyuncuyla değil de oyun ile kazanan tek takım Beşiktaş herhalde. Tabi burada Şenol Hoca’nın etkisi büyük. Diğer takımlara bakıyorum böyle bir şey göremiyorum ama Türkiye’de hoca etkisiyle oynayan takım sayısı oldukça düşük. Buradaki hocaların eğitim donanımı profesyonel seviyedeki rakip ülkelerle kıyaslandığında çok düşük kalıyor ve acilen düzeltilmesi gerekiyor.  Fenerbahçe’yi izliyorum, oyuncular efsane ancak Türkiye Ligi’nde oynamaya başladıklarında sanki başka biri oluyorlar. Galatasaray ve Fenerbahçe’ye birkaç isim dışında pek de önemli transferler gelmedi. Büyük takımlarımız UEFA’ya borçlu. UEFA, FIFA dosyaları kabarmış. Avrupa da bu konuda itibar kaybetmiş bir ülke konumundayız. Buna rağmen yabancı serbestliği gelmiş. Yani futbol diye bir terim var ama bunun içi boş bırakılmış. En son uyguladığımız şey ise kendimiz yetiştiremiyoruz o zaman dışardan hazır alalım modeli. Kavramın içini doldurmalıyız, insanlar bunu seyretmek zorundalar, onları bu aktiviteden mahrum bırakamayız anlayışı ortaya çıktı. Statlar yapılıyor, şekilsel bir değişim olduğu doğru ancak paralara bakıyorsunuz Avrupa’da böyle paralar yok. Türkiye bu imkânları geçersiz kullanıyor. Sorunları olan bir ülkeyiz ama eğer konumuz futbolsa kendimizi geliştirmeliyiz.

UKK: Ben Türkiye’de ki antrenörleri ev hanımlarına benzettim. Çünkü bütün yük onların üzerinde. Antrenörler sizce biraz daha çilekeş mi oluyor siz ne dersiniz?
YV: Kırk küsur senedir bu mesleğin içindeyim ama o günden bugüne çok bir şey değişmedi. Futbol başladığından beri bu sürecin yarısında bulundum. Ne değişti ? Statlar, çim sahalar geldi, futbol topu, formalar daha medeni şekle girdi ama değişen bunlar oldu zihniyet değil. Aksine zihniyette gerileme oldu. Önceden takımlar birbirlerini yendikleri zaman, yenildikleri zaman espriler yapılırdı. Önceden takım elbiseler ile stada gelen insanlar vardı şimdi düştü de düştü. Burada bir yönetme sorunu var. Yapılması gereken, düzeltilmesi gereken sistem. Türkiye’deki alt yapı sorununun nedeni eğitim. Eğitim çok önemli sporda ama biz eğitimi iyi verip yetiştirmek yerine dışardan almaya bakıyoruz. Yabancıları alıp eğitimin içine sokmak lazım. O zaman gelsinler üniversitelerde eğitim versinler.
UKK: Bizim Avrupa’da temel sorunumuz ne? Avrupa’da ikinci üçüncü sınıf dediğimiz takımlar İstanbul’a geldiklerinde onlarda önemli yetenekler olmamasına rağmen oyuna ve skora yön veriyorlar?
YV: Futbol bana göre bir spor değil. Futbol, sosyal bir olay. Siyasi görüşleri, renkleri, hayata bakışları farklı insanların gelip bir yerde bir takım için gösterdikleri çaba. Bu kadar bir insanı bir araya getiren başka sosyal bir olay yok. Türkiye disiplini sevmez, otoriteyi reddeder. Bu ülkede yönetilen olacaksın yöneten değil. Biz sıraya geçmeyi bilmiyoruz, karşıdan karşıya geçerken ışıklara dikkat etmiyoruz. Kaos toplumu, yani düzen disiplin yok. Futbolu da bu eğitimi almış insanlarla uyguluyorsunuz. Bu bir karakter oyunu, karakter yarışması. Günlük hayatta atılgan değilseniz, cesaretli değilseniz, sahada da öyle davranırsınız. Türkiye’deki sistemin bir parçası olamıyorsunuz. Ben burada yönetici-teknik direktör ilişkisinin iyi olduğunu görmedim. Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor. Danimarka ligine bakıyorum bizim Elmander orada oynuyor. Takımın oyuncu yapısına bakıyorum bir tanesini Türkiye’de oynatmak istemezsin. Çünkü insanlar istemez ama takım Türkiye’deki takımdan iyi değil. Antrenörlük farklı bir şey liderlik istiyor, uzmanlık istiyor. Bir süreç istiyor eğitim süreci.
Bazı arkadaşlarımız öğrenmek için çaba sarf ediyor. Onlar da bu eksikliğin farkında ama bunu verecek bir kurum yok. Yeterli değil, yapamıyorlar. Bu eğitim konusu onların da suçu değil. Bunun bir akademik boyutu var ancak eğitimi verecek kimse yok. Türkiye ligi tarihinde antrenörlük sınavını geçmeyen yok. Hepimiz çok yetenekliyiz. Fatih hocama sitem ediyorum. İleride antrenörlük yapmak istiyorsan eğitimin olacak ilkokul mezunu olmayacaksın. Eğitimsiz olmaz. Senin milyonlarca insanı mutlu etmen gerekirken, eğitmen sorunu olan bir ülkede eğitimsiz antrenörleri mutlu edemezsin. Çocuklara antrenman yüklemesi yapılıyor küfürler, bağırmalar falan psikolojisini mahvediyorsun. Sonra antrenör suçsuz çünkü eğitimsizler onlar da bu kadar eğitim alıyorlar.
UKKVitor Pereira’nın elinde Van Persie gibi bir oyuncu var ve büyük bir inatlaşma var. Sizce bu gerçek manada bir kriz mi ? Hocanın burada bir suçu var mı ?
YV: Tabi ki. Fenerbahçe yönetimi enteresan transferler yaptı. Maddi, manevi bir yükün altına girdi. Hocasına böyle bir takım teslim etti. Teknik direktörler, bizler bir takım yapıyoruz yazarsın 11 tane arkasına, 11 tane de yedek oyuncu yazarsın 22 tane tabanca gibi oyuncun olur. Eğer Avrupa kupaları oynuyorsan 22 tane sizin böyle oyuncunuz varsa burada antrenörler olarak çok iyi bir eleme yapmanız lazım. Yani oyuncu neden oynatılmadığının farkında olmalı. Yetersizliğinin farkında olmalı. Bu da sizin kuracağınız diyalog ile mümkün olur. Benim tarzım;  eğer 22 tane oyuncun var ise ben 22’den 1. oyuncuya doğru giderim. Çünkü bu 22 oyuncunun 18 tanesi takım kadrosuna giriyor 4 tanesi dışında kalıyor. Şimdi 28 oyuncu var demek ki 10 tane dışarıda kalan oyuncu var. Düşünün bunlar oynamadıkları zaman maç başı yok, prim alamayacak, inanılmaz bir ekonomik kaybın içine giriyor. Sonra sen diyorsun ki centilmen ol kardeşim sen oynamıyorsun, oynamamayı kabullen. Peki, sen oynamamayı nasıl kabullendireceksin antrenörün en önemli şey adaletli olmaktır. Günün en fazla milli olanı en fazla para kazananı olabilirsin o birikim seni buraya getirmiş ama bugün nesin? Bugün de yapabileceklerin seni yarına götürür. Biz hocalar, oynatmadığımız oyuncudan kaçarız. Karşılaşmamaya çalışırız. Ben kaçmam, yüzleşirim tüm oyuncularıma da söylerim.
UKK:Türkiye’de ki teknik direktör seçimleri sürekli değişiyor. Sürekli teknik direktör değiştiriliyor? Takımın başında 10 yıl boyunca kalabilecek bir hoca olamaz mı? O zaman belki Avrupa’da da bir istikrar sağlanır?
YV: Türkiye’de 180 tane üniversite var. Ben 80 tanesine gidip söyleşiler yaptım. Gençlerin şikâyeti var bu ülkede CV ile bir şey yapılmıyor ve okuyan insanların kuşkuları var. Çocuklarımı mükemmel şartlarda okuttum, asgari ücretle başladılar işe ama ülke işin magazin boyutunda, eğitiminde değil. Bizim ülkemizde Aziz Beyin söyledikleri önemlidir. Bu takım şampiyon oldu, bunları antrenör değil ben yaptım dedi. Ben Fenerbahçelilere teşekkür ediyorum. Bana antrenör değeri veren camialardan bir tanesi. Sevgili Ali Şen döneminde 2 kere akşam antrenör oldum. Sabah olmadı. Yani beni o kulüpte antrenör olmaya değerli buldular. Oturdum Levent’te Ali ağabeyin evinde yöneticilerle birlikte her şey anlaşıldı, parasına puluna kadar. Ertesi gün ben görev alacakken Ivıc geldi. Başka bir dönemde de Rıdvan geldi. Yani Fenerbahçe’ye iki kere antrenör olacaktım ama olmadı. Galatasaray’da da bir kere oldu. Hagi döneminde aradılar konuştuk ama sonra vazgeçtiklerini söylediler, özür dilediler. Beşiktaş’tan, yönetim bazından herhangi bir bir teklif almadım. İşte o yüzden Fenerbahçe boyutu ağırdır, hep kazanmıştır. Açık konuşmak istiyorum; Aziz Bey gibi bir başkanla çalışmak çok zor. Biz bu işin içindekiler; birbirimizin karakterini çok iyi biliriz. Aziz Bey geçen gün bir demeç verdi, ben kendisini seviyorum, o da sorunları benim gibi söyleyen bir insan ama Aziz Bey teknik direktörü çok ciddi bulmuyor. Teknik direktör onun için aracı biri. Şimdi ben Aziz Bey ile çalışsam 15 gün sonra oradan ayrılırım. Kavga ederiz yani. Ben Türkiye’nin en zor başkanları ile çalıştım bu konuda bize çalışma özgürlüğü verdiler.
UKKSüper top oynayan Beşiktaş, kötü bir Galatasaray, yıldızlar topluluğu Fenerbahçe; arada sadece 2 puan fark var bunu neye bağlıyorsunuz? Türkiye’de alt yapı yetişmiyor neden alt yapıdan biri çıkmıyor?
YV: Alt yapı uygulamasını en iyi uygulayan takım Beşiktaş. Takım tepkisini koyuyor takım gibi oynuyor. Futbolun istediği tempoyu en azından Türkiye şartlarında en iyi uygulayan; hücum ve savunmayı doğru yapmaya çalışan, oyuncu yeterliliğini, bireyselliğini takım oyununa dönüştürmeyi başaran bir takım olduğu için. Eğitici kadrosu ve kötü organizasyon ile alakalı; Avrupa’da 3 tane Türk oyuncu oynadı, gurur duyduk. Çünkü bu çocuklar çok iyi eğitildiler. Yoksa buradakilerden bir farkları yok. Bizim ülkemizde eğitim ve spor birleştirmeli, bunu yapmalılar. Ders mi spor mu soruları ortadan kalkmalı. Spor ve milli eğitim bakanlığı bir araya gelerek bu sorunu halletmeliler. Futbol entelektüel bir oyun ve zekâ oyunudur. Teori olmadan pratik olmaz. Çok zekâ isteyen bir oyunda iyi bir eğitim olmadan olmaz sanıyor ki yeteneği ona yeter, hayır yetmiyor. Türkiye liginin en fazla profesyonel maç yönetmiş teknik direktörü benim. İnternetten baksınlar 1.sırada benim. Dünyada da 35.sıradayım. 700 küsur resmi maç. En deneyimli olan benim. Avrupa’da ve dünyada bir rekorum var 25 tane takım değiştirmiş başka antrenör yok.
UKKSüper Lig’de ki 18 takımı sersek önünüze istediğini çalıştırabilirsin deseler futbol potansiyeli olarak siz hangisini tercih edersiniz?
YV: Türkiye liginin 11 takımı ile daha evvel çalıştım. Çalışmadığım 3 büyük takım. Niye bu takımlarda çalışmak istiyoruz. İmkânları taraftarları vs. çok büyük güç. Hangisini tercih ederdim samimi söylüyorum 1 tanesi olsun da hangisi olursa olsun.