''Üç Büyükler Olsun da Hangisi Olursa Olsun ''

‘’ Türkiye liginin en fazla profesyonel maç yönetmiş teknik direktörü benim. İnternetten baksınlar 1.sırada benim. Dünyada da 35.sıradayım. 700 küsur resmi maç. En deneyimli olan benim. Avrupa’da ve dünyada bir rekorum var ‘’



Yılmaz Vural… 7 coğrafi bölgeyi birkaç kez turlamış bir futbol seyyahı. Kıymeti bilinmedi mi, hataları çok mu tartışılır; ancak bir gerçek var ki; ülkenin en sevilen teknik adamlarından birisi. Radyoda söyleşmek için buluştuğumuzda ne kadar naif ve içtense, söyleşimiz sırasında da aynı. Değişen bir şey olmadığını okurken anlayacaksınız.Bir de Yılmaz Hoca’nın spor kültürümüze dair tespitlerindeki kara mizaha , acılı bir tebessüm göndereceksiniz. 2015 sonbaharında gerçekleştirdiğimiz söyleşi GOAL #TBT söyleşisi sizlerle.

Önce kısa bir değerlendirme :



‘’Türkiye’de hoca etkisiyle oynayan takım sayısı oldukça düşük. Buradaki hocaların eğitim donanımı profesyonel seviyedeki rakip ülkelerle kıyaslandığında çok düşük kalıyor ve acilen düzeltilmesi gerekiyor. Büyük takımlarımız UEFA’ya borçlu. UEFA, FIFA dosyaları kabarmış. Avrupa da bu konuda itibar kaybetmiş bir ülke konumundayız. Buna rağmen yabancı serbestliği gelmiş. Yani futbol diye bir terim var ama bunun içi boş bırakılmış. En son uyguladığımız şey ise kendimiz yetiştiremiyoruz o zaman dışardan hazır alalım modeli. Kavramın içini doldurmalıyız, insanlar bunu seyretmek zorundalar, onları bu aktiviteden mahrum bırakamayız anlayışı ortaya çıktı. Statlar yapılıyor, şekilsel bir değişim olduğu doğru ancak paralara bakıyorsunuz Avrupa’da böyle paralar yok. Türkiye bu imkânları geçersiz kullanıyor. Sorunları olan bir ülkeyiz ama eğer konumuz futbolsa kendimizi geliştirmeliyiz.’’


UKK: Ben Türkiye’de ki antrenörleri ev hanımlarına benzettim. Çünkü bütün yük onların üzerinde. Antrenörler sizce biraz daha çilekeş mi oluyor ne dersiniz?

Description: Macintosh HD:Users:ufukkaankaracan:Desktop:röportaj:12079719_10206347993791499_4832257802816152855_n.jpgYV: Kırk küsur senedir bu mesleğin içindeyim ama o günden bugüne çok bir şey değişmedi. Futbol başladığından beri bu sürecin yarısında bulundum. Ne değişti ? Statlar, çim sahalar geldi, futbol topu, formalar daha medeni şekle girdi ama değişen bunlar oldu zihniyet değil. Aksine zihniyette gerileme oldu. Önceden takımlar birbirlerini yendikleri zaman, yenildikleri zaman espriler yapılırdı. Önceden takım elbiseler ile stada gelen insanlar vardı şimdi düştü de düştü. Burada bir yönetme sorunu var. Yapılması gereken, düzeltilmesi gereken sistem. Türkiye’deki alt yapı sorununun nedeni eğitim. Eğitim çok önemli sporda ama biz eğitimi iyi verip yetiştirmek yerine dışardan almaya bakıyoruz. Yabancıları alıp eğitimin içine sokmak lazım. O zaman gelsinler üniversitelerde eğitim versinler.

UKK: Bizim Avrupa’da temel sorunumuz ne? Avrupa’da ikinci üçüncü sınıf dediğimiz takımlar İstanbul’a geldiklerinde onlarda önemli yetenekler olmamasına rağmen oyuna ve skora yön veriyorlar?

YV: Bana gore, futbol bir spor değil. Futbol, sosyal bir olay. Siyasi görüşleri, renkleri, hayata bakışları farklı insanların gelip bir yerde bir takım için gösterdikleri çaba. Bu kadar bir insanı bir araya getiren başka sosyal bir olay yok. Türkiye disiplini sevmez, otoriteyi reddeder. Bu ülkede yönetilen olacaksın yöneten değil. Biz sıraya geçmeyi bilmiyoruz, karşıdan karşıya geçerken ışıklara dikkat etmiyoruz. Kaos toplumu, yani düzen disiplin yok. Futbolu da bu eğitimi almış insanlarla uyguluyorsunuz. Bu bir karakter oyunu, karakter yarışması. Günlük hayatta atılgan değilseniz, cesaretli değilseniz, sahada da öyle davranırsınız. Türkiye’deki sistemin bir parçası olamıyorsunuz. Ben burada yönetici-teknik direktör ilişkisinin iyi olduğunu görmedim. Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor. Danimarka ligine bakıyorum. Takımın oyuncu yapısına bakıyorum bir tanesini Türkiye’de oynatmak istemezsin. Çünkü insanlar istemez ama takım Türkiye’deki takımdan iyi değil. Antrenörlük farklı bir şey liderlik istiyor, uzmanlık istiyor. Bir süreç istiyor eğitim süreci.
Bazı arkadaşlarımız öğrenmek için çaba sarf ediyor. Onlar da bu eksikliğin farkında ama bunu verecek bir kurum yok. Yeterli değil, yapamıyorlar. Bu eğitim konusu onların da suçu değil. Bunun bir akademik boyutu var ancak eğitimi verecek kimse yok. Türkiye ligi tarihinde antrenörlük sınavını geçmeyen yok ! Hepimiz çok yetenekliyiz ! İleride antrenörlük yapmak istiyorsan eğitimin olacak ; ilkokul mezunu olmayacaksın. Eğitimsiz olmaz. Senin milyonlarca insanı mutlu etmen gerekirken, eğitmen sorunu olan bir ülkede eğitimsiz antrenörleri mutlu edemezsin. Çocuklara antrenman yüklemesi yapılıyor ; küfürler, bağırmalar falan psikolojisini mahvediyorsun. Sonra antrenör suçsuz çünkü eğitimsizler onlar da bu kadar eğitim alıyorlar.

UKKSizin oyunculara psikolojik yaklaşmınız nasıl ?

YV: Benim tarzım;  eğer 22 tane oyuncun var ise ben 22’den 1. oyuncuya doğru giderim. Çünkü bu 22 oyuncunun 18 tanesi takım kadrosuna giriyor  ; 4 tanesi dışında kalıyor. Düşünün bunlar oynamadıkları zaman maç başı yok, prim alamayacak, inanılmaz bir ekonomik kaybın içine giriyor. Sonra sen diyorsun ki ‘Centilmen ol. Kardeşim sen oynamıyorsun, oynamamayı kabullen.’ Peki, sen oynamamayı nasıl kabullendireceksin ? Antrenörün en önemli meziyeti adaletli olmaktır. Günün en fazla milli olanı en fazla para kazananı olabilirsin; o birikim seni buraya getirmiş ama bugün nesin? Bugün de yapabileceklerin seni yarına götürür. Biz hocalar, oynatmadığımız oyuncudan kaçarız. Karşılaşmamaya çalışırız. Ben kaçmam, yüzleşirim tüm oyuncularıma da söylerim.



UKKSüper Lig’de ki 18 takımı sersek önünüze istediğini çalıştırabilirsin deseler futbol potansiyeli olarak siz hangisini tercih edersiniz?

YV: Türkiye liginin 11 takımı ile daha evvel çalıştım. Çalışmadığım 3 büyük takım. Niye bu takımlarda çalışmak istiyoruz. İmkânları taraftarları vs. çok büyük güç. Hangisini tercih ederdim samimi söylüyorum 1 tanesi olsun da hangisi olursa olsun.


UKK: O zaman şu klasik soruyu soralım. Neden büyük takımlarda çalışmak kısmet olmadı ?

Ben Fenerbahçelilere teşekkür ediyorum. Bana antrenör değeri veren camialardan bir tanesi. Sevgili Ali Şen döneminde 2 kere akşam antrenör oldum. Sabah olmadı. Yani beni o kulüpte antrenör olmaya değerli buldular. Oturdum Levent’te Ali ağabeyin evinde yöneticilerle birlikte her şey anlaşıldı, parasına puluna kadar. Ertesi gün ben görev alacakken Ivic geldi. Başka bir dönemde de Rıdvan geldi. Yani Fenerbahçe’ye iki kere antrenör olacaktım ama olmadı. Galatasaray’da da bir kere oldu. Hagi döneminde aradılar konuştuk ama sonra vazgeçtiklerini söylediler, özür dilediler. Beşiktaş’tan, yönetim bazında herhangi bir bir teklif almadım.


UKKBir başka klişeyi sorayım. Türkiye’de alt yapı gelişmyor. Neden alt yapıdan birileri çıkmıyor?

YV: Eğitici kadrosu ve kötü organizasyon ile alakalı… Avrupa’da 3 tane Türk oyuncu oynadı, gurur duyduk. Çünkü bu çocuklar çok iyi eğitildiler. Yoksa buradakilerden bir farkları yok. Bizim ülkemizde eğitim ve spor birleştirmeli, bunu yapmalılar. Ders mi spor mu soruları ortadan kalkmalı. Spor ve milli eğitim bakanlığı bir araya gelerek bu sorunu halletmeliler. Futbol entelektüel bir oyun ve zekâ oyunudur. Teori olmadan pratik olmaz. Çok zekâ isteyen bir oyunda iyi bir eğitim olmadan olmaz sanıyor ki yeteneği ona yeter, hayır yetmiyor. 




Yorumlar